
Conjuring Evreni
Şu soruyla sıkça karşılaşıyorum: “Conjuring evreni İzleme sırası nasıl olmalı?” Tabii ki yayınlandığı sırayla olmalı. İzledikten sonra çok beğendiyseniz kronolojik sıraya göre tekrar izler yahut ona göre yapılan incelemeleri okuyup, izlersiniz. Keyfiniz bir hayli katlanır. Fakat hiçbir zaman kronolojik sıralamaları izleme sırası gibi algılamayın benden söylemesi. Bir sonraki filmi izlerken bir önceki ile bağlantı kurup “Heeeeeeeeee!” tepkisini vermenin tadı hiçbir şeyde yok haberiniz olsun.
Conjuring evreni (çıkış tarihine göre):
The Conjuring (Korku Seansı) (2013)
James Wan’ın bu filmi, Warren çiftinin gerçekliğini tartışsak bile, modern korku sinemasına vurduğu en büyük damga. Perron ailesi vakasını işlerken atmosferi ve jump-scare kullanımını o kadar iyi ayarladı ki, tüm evrenin temelleri sağlam atıldı. Klasik hayaletli ev filmlerine getirdiği enerji ve Ed ile Lorraine karakterlerinin samimiyeti, serinin bu ilk filmini anında bir başyapıt yaptı. Bence “yaşanmışlık” hissiyatını sinemada en iyi veren işlerden biri.
Annabelle (2014)
Warren’ların lanetli bebek koleksiyonundaki o meşhur Raggedy Ann bebeğinin kendi başına ilk filmiydi. Bu film, serinin ilk “spin-off” denemesi olarak, Warren’ların eline geçmeden önceki olayları anlatmaya çalışsa da, Korku Seansı’nın yarattığı derinlikten uzaktı. Daha çok ucuz jump-scare avına çıkan ve aceleyle çekilmiş, ortalama bir hayalet filmi olarak kaldı. Ama kabul etmek lazım, bebeğin karizması tüm seriye yetti.
The Conjuring 2 (Korku Seansı 2) (2016)
Wan geri dönünce işler tekrar yoluna girdi; bu kez Enfield Poltergeist vakası ve o meşhur ters-dönen bacaklı adam hikayesi vardı. İlk filmin başarısını aratmadı, hatta Valak karakterini (“The Nun”) ve o mevimizi ürkütücü zıplayan adamı (Crooked Man) tanıtarak evreni genişletti. Dramatik yapısı ve aile bağlarına odaklanmasıyla sadece korkutmakla kalmadı, izleyicide duygusal bir bağ da kurdu.
Annabelle: Creation (Annabelle: Yaratılış) (2017)
Serinin en başarılı “spin-off”u ve Annabelle’in köken hikayesiydi; bir oyuncakçının kızının trajik kaybıyla nasıl lanetli bir objeye dönüştüğünü anlattı. Film, hem ilk Annabelle’deki hataları düzeltti hem de gerilimi yavaş yavaş inşa etmeyi başardı. Özellikle finaldeki bağlantılar ve görsel korku unsurları, evrene taze bir kan getirdi.
The Nun (Dehşetin Yüzü) (2018)
Valak’ın (Rahibe kılığına giren iblisin) kökenini anlatan bu film, korku türünü Gotik bir havayla birleştirmeyi denedi ama bence biraz bocaladı. Romanya’daki manastır atmosferi çok iyi olsa da, korkutma sahneleri beklentinin altında kaldı ve Valak gibi güçlü bir iblisi biraz harcadılar. Yine de serinin en karanlık ve görsel açıdan en iddialı filmiydi, hakkını yememek lazım.
The Curse of La Llorona (Lanetli Gözyaşları) (2019)
Warren’lara kısa bir selam çaksa da (Perez Peder), bu film aslında evrene zorla dahil edilmiş, bağımsız bir Latin Amerika şehir efsanesi filmiydi. La Llorona miti güzeldi, ancak film tamamen klasik bir hayalet filmi formülünü takip etti. Serinin ana hikayesine ve Warren’lara neredeyse hiçbir katkısı olmadı, bu yüzden benim gözümde sadece “evrenin akrabası” statüsünde kaldı.
Annabelle Comes Home (Annabelle: Eve Dönüş) (2019)
İşte beklediğimiz Warren’ların müzesinde geçen film! Ed ve Lorraine’in kızı Judy’nin, Annabelle ve müzedeki diğer lanetli eşyalarla mücadele etmesini izlemek çok keyifliydi. Film, daha genç bir bakış açısıyla, evreni adeta bir korku lunaparkına çevirdi. Serinin genelindeki ciddi havadan biraz uzaklaşıp, daha eğlenceli ve bol canavarlı bir korku deneyimi sundu.
The Conjuring: The Devil Made Me Do It (Korku Seansı 3: Katil Şeytan) (2021)
Seriyi perili evden çıkarıp, bir cinayet davasına odaklanarak yeni bir yöne götürme denemesiydi. Arne Johnson davası (Şeytan Davası) ve hukuk literatürüne giren “şeytani etki” savunması çok ilgi çekiciydi. Film, bu kez paranormal dedektiflikten çok adli/adli tıp gizemine kaydı ve Warren’ların bu evrendeki en büyük mücadelelerinden birini anlattı.
The Nun II (Dehşetin Yüzü 2) (2023)
İlk filmin kaldığı yerden devam eden bu film, Valak’ı (Rahibe) bu kez bir yatılı okulda tekrar karşımıza çıkardı ve aksiyonu artırdı. Conjuring 2’deki o korkutucu iblisin karizmasını geri kazanmaya çalıştı diyebiliriz. Görsel olarak doyurucuydu ve Valak’ın kökenine dair bazı yeni bilgiler verdi, böylece evrenin ana hikayesindeki boşlukları doldurmaya çalıştı.
The Conjuring: Last Rites (Korku Seansı: Son Ayin) (2025)
Henüz çıkmadı, ama başlığından anladığımız kadarıyla Warren çiftinin son ve muhtemelen en büyük davası olacak. Serinin finali ve tüm evrenin sonlanacağı nokta olacağı söylentileri var. Umarım ilk filmlerin derinliğine, duygusallığına ve o temiz korku hissine yakışır bir veda olur. Bekleyip göreceğiz, hacım.
Bütün bu filmlere baktığımızda görüyoruz ki, James Wan zekice bir hamle ile Warren’ların hikayesini aldı ve modern korku sinemasına damgasını vurup kocaman bir evren yarattı. Zaten kendileri de başlı başına popüler kültürün bir fenomeni halinde olduklarından ortaya tutmaması imkansız bir formül çıktı. Onların hikâyesine ve gerçeklik tartışmalarına daha derinlemesine bakmak isteyenler için: (Bakınız: Ed ve Lorraine Warren: Karanlığın Tanıkları) Gelelim filmlere… Bu seri, her ne kadar jump-scare’e dayansa da, aslında doğru yapılınca korku janrına ne kadar yakıştığını gösteriyor. Çünkü korku, bazen o ani sıçrama anlarında gizlenir ve doğru zamanda, tadında kullanılan bir ses ve görüntü patlaması, gerilimi katlar. (Bu arada, jump scare kavramının ne olduğuna bakmak isteyenler için de: (Bakınız: Jump Scare Nedir?). Conjuring Evreni, ticari kaygılarla zayıf filmler üretse bile, çekirdek hikayesi ve yarattığı ikonik figürlerle (Annabelle, Valak) korku sinemasının baş köşesinde kendisine sağlam bir yer edindi.



4 Comments
Pingback:
Pingback:
Pingback:
Pingback: