
Kurşun Bitene Kadar Kork: Aksiyon Dolu 11 Korku Filmi
Korku sineması sadece hayaletli konaklardan ibaret değil. Bazen yaratıklarla çatışıyoruz, bazen zombilerle barikat kuruyoruz, bazen de vampirle uçak yolculuğuna çıkıyoruz. Aksiyonla beslenen bu 11 korku filmi, adrenalini dehşetle karıştırmak isteyenler için birebir.
Overlord (2018)
Sadece Wolfenstein yahut Call of Duty’nin zombili modunun filmi yazsam yeterli olur aslında. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgali altındaki bir Fransız köyüne paraşütle inen Amerikan askerleri… ama karşılarında sadece Nazi yok: Genetik deneylerle yaratılmış canavarlar da var. Bir yanda savaşın gerçekliği, diğer yanda zombiye yakın yaratıklar. İlk sahnesinden itibaren vurucu, karanlık, şiddetli ve sürükleyici.
Cloverfield (2008)
Bu film bir JJ. Abrams filmi ve Lost’un en rövaçta olduğu dönem çekildi. O zamanlar filmdeki yaratık Lost’un yeni sezonunda da çıkacakmış. Filmdeki felaket de Dharma Şirketinin (Losttaki gizemli şirket) başının altından çıkmış. Gibi teorilerle birbirimizi gaza getirmiştik. Film bie iki sürpriz kare dışında böyle çıkmayınca burun kıvırmış ve beğenmemiştik. Ancak sonradan tekrar izlediğimde hakkını yediğimi anladım. New York, ne olduğu belirsiz dev bir yaratığın saldırısına uğruyor. İnsanların panik hâlinde kaçışı, yaşadıkları bilinmezlik ve sürekli sallanan kamera. El kamerasıyla çekilen bu buluntu film türünün iyi örneklerinden hem de bir noktadan sonra aksiyon dozu ciddi şekilde yükseliyor. Artık tarihe karışan kasetli el kamerasıyla çekilmiş olmasının marifetini, kayıtlar üst üste binmiş gibi kullanarak dağınık ve merak uyandıran bir kurgu yapmayı başarıyor. Oyunculuk konusunda biraz eksikleri olsa da listede olmayı hak eden bir film.
Dog Soldiers (2002)
Bir grup İngiliz askeri, İskoçya’nın ıssız ve ormanlık bir bölgesinde eğitim tatbikatına çıkar. Ancak bu tatbikat kısa sürede ölümcül bir av haline gelir. Ormanda yalnız olmadıklarını fark ederler: Onları izleyen, hızla yaklaşan, insandan daha büyük, daha hızlı ve daha ölümcül yaratıklar vardır. Kurt adamlar.
Ekibin lideri Sgt. Harry Wells (Sean Pertwee) ve Çavuş Cooper (Kevin McKidd), hayatta kalmak için bir köylü kadının evine sığınır. Ama gece uzun, kurşunlar sınırlı ve yaratıklar akıllıdır. Kült film demekte sakınca görmeyeceğim bir film. Düşük bütçeli,sağlam kadrolu bir Neil Marshall filmi. Yönetmen bu filmin ardından sitede adından sıkça bahsettiğimiz The Descent’i de çekti.
Predator (1987)
Listenin en meşhurlarından ve bu listeye almasaydım ayıp olacak filmlerden. Elit bir Amerikan komandosu ekibi, Guatemala ormanlarında rehine kurtarma görevi için bölgeye sızar. Ancak bu görev, beklenmedik bir şekilde korkunç bir av haline gelir. Ağaçların arasında bir şey vardır. Ne insan ne de hayvan. Isıyla gören, görünmez olabilen ve avladığı insanların kafataslarını savaş ganimeti olarak toplayan bir yaratık: Predator.
Ekip birer birer düşerken, son direniş Arnold Schwarzenegger’in canlandırdığı Dutch karakterine kalır. Ve böylece insan ile uzaylı arasında ilkel bir hayatta kalma savaşı başlar.
Aksiyon sinemasının en ikonik yüzlerinden biri olan bu film, Kocaman bir külliyata dönüşmüş bir çok iyi ve kötü filmi yapılmıştır. “If it bleeds, we can kill it.”
Aliens (1986)
James Cameron’un yönettiği bu devam filmi, gerilimi ve çatışmayı öyle güzel harmanlıyor ki, zamanın ötesinde hâlâ taze.
İlk filmde Nostromo gemisinden sağ kurtulan tek kişi olan Ellen Ripley, 57 yıl boyunca derin uykuda kalmıştır. Uyandığında kimse onun anlattığı uzaylı yaratığa inanmaz. Ama sonra… temas kesilen bir koloni, karanlık bir gezegen ve oraya gönderilen deniz piyadeleriyle Ripley tekrar savaşa dönmek zorunda kalır.
Bu kez yalnız değil, ama düşman da artık sadece bir tane değil. Onlarca yaratık, kapana kısılmış bir birlik ve içlerinde annelik duygusunu yeniden keşfedecek bir kahraman: Ripley.
Ripley karakteriyle Sigourney Weaver, En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterilmiştir. Korku türü için bu çok nadir bir başarı olduğundan bunu da ayrıca belirtmek istedim.
VFW (2019)
Eski askerler barın içinde takılırken dışarıda çöküş başlamıştır. Sentetik uyuşturucular, mutant sokak çeteleri ve hayatta kalmaya çalışan bir kız derken barda kan gövdeyi götürür. 80’ler VHS ruhuna sahip, retro şiddet yüklü bir kuşatma filmi. Daha da uzatamadım izleyin görün seversiniz.
Doom (2005)
Mars’ta gizli bir bilim üssünde işler ters gider. Portal açılır, başka boyuttan yaratıklar gelir. Bir grup asker duruma müdahale eder ama iş işten çoktan geçmiştir. Oyunun havasını yansıtmakta pek başarılı değil ama aksiyon ve o meşhur FPS sahnesiyle kesinlikle unutulmaz.
Blood Red Sky (2021)
Gece gece uçakta oturuyorsun… Yan koltukta yorgun bir kadın, ön koltukta uykulu bir çocuk. Her şey sıradan. Ta ki birkaç adam silah çekip “uçak artık bizim” diyene kadar.
Ama bu sefer işler bildiğin gibi gitmiyor. Çünkü teröristlerin hesaba katmadığı bir şey var: Yavrusunu korumak isteyen bir anne. Artık evladını korumak için içinde bastırdığı canavarı serbest bırakmak zorunda. Çok ilginç bir fikirle yola çıkmış çok güzel bir film.
Resident Evil (2002)
Karanlık bir şirket, yerin altında bir laboratuvar, gizemli bir sızıntı ve bilinmeyen bir tehdit… Bir sabah hafızanı kaybetmiş şekilde uyanıyorsun. Nerede olduğunu bilmiyorsun. Kim olduğunu da. Bir şeyler çok yanlış. Ve zamanla bu yanlışlığın sadece seni değil, dünyayı da ilgilendiren bir kabusun başlangıcı olduğunu fark ediyorsun.
Japon oyun devi Capcom’un aynı adlı korku oyunu serisinden sinemaya uyarlanmış bir yapım. Oyunların ürkütücü atmosferi, virüs kaynaklı kıyamet teması ve zombilerle dolu dehlizleri bu filmle perdeye taşındı. Ancak film, doğrudan birebir bir uyarlama değil; daha çok oyun evreninin ruhunu alıp yeni bir karakter (Alice) ve özgün bir senaryo ile yola çıkıyor. Bu sebepten oyunların yanında esamesi okunmayacak bir film serisi oldu ancak yine de ilk filmi bu listede olmayı hak ediyor.
Feast (2005)
Geldik listemizin B-Filmine. Amerikan kırsalında, ıssız bir barda sıradan bir gece… Ta ki içeriye kan revan içinde biri girip şu cümleyi kurana kadar:
“Dışarıda bir şey var. Çok hızlı, çok aç ve hepimizi öldürecek.”
Feast, tek mekânda geçen, kaotik ve kana susamış bir canavar filmi. Zekice kurgulanmış karakter tanıtımları, yüksek tempolu çatışmalar ve nereye evrileceğini asla tahmin edemeyeceğin bir hikâye akışıyla tam bir “hayatta kalma karnavalı.”
The Crazies (2010)
George A. Romero’nun 1973 yapımı aynı adlı filminden uyarlanan bu yapım, modern gerilim ritmi ve atmosferik kasaba havasıyla öne çıkıyor. Neden Romero versiyonunu değil de bunu aldım derseniz bu versiyon aksiyon-korku listesine çok daha uygun olduğu için derim. Küçük bir kasabada insanlar bir anda cinnet geçirmeye başlıyor. İlk başta zombiler gibi sanıyorsun ama olay başka: Kimyasal bir sızıntı, tüm dengeyi bozmuş. Normal insanlar delirmeye başlıyor ve kimin ne zaman saldıracağı belli değil. Gerilim, paranoya ve çatışma bir arada.


