
Smile 2 İnceleme: Gülümseme Şimdi Daha da Korkunç
İlk filmi çok beğenmiştim. Kendini olduğundan daha derin gibi göstermeye çalışan ve bunu da eline yüzüne bulaştıran korku filmleri üzerimize kürekle atılırken, eski usül bir korku filmi olarak gönlümü fethetmişti. İkincisinin çekileceğini duyduğumda, “uzatıp sündürmeseler bari” diyerek beklemeye başladım.
Vizyon tarihi geldi çattı ve ben de salondaki yerimi aldım. Konusundan da bahsedeyim: Popstar Skye Riley, bir yıl önce trafik kazası geçirmiş ve kariyeri yokuş aşağı gitmiştir. Tekrar bir çıkış yakalayan Riley, yeni bir turneye başlamak üzereyken gülümseyerek delirten varlığın musallatına uğrar ve olaylar gelişir.

Milyonların gözü önünde olan bir starın, her ne olursa olsun sadece çözüme kanalize olmak yerine bir de yaşadıklarını saklamak zorunda olmasının getirdiği yük, gerilimi ve kahramanımızın üzerindeki baskıyı iki kat artırıyor. Skye, filmde derdini anlatacağı bir insan bulmakta hayli zorlanıyor. Annesinin aynı zamanda menajeri olması da kötücül varlığın ekmeğine yağ sürüyor çünkü anne, kızını bir evlat gibi değil bir proje gibi görüyor. Bu kısımlar bana biraz Britney Spears’ı anımsattı. Fakat en önemli nokta, film burada bu travmalara ve aile dramalarına sarılıp bir korku filmi olduğunu unutmuyor. Vermesi gereken şeyleri hiç göze sokmadan, gayet de kararında gösterip asıl meselesini anlatmaya devam ediyor.
Bir devam filminin yılın filmleri listemde bu kadar tepelerde olacağını tahmin etmezdim. Yönetmen koltuğunda Parker Finn’in oturduğu filmin başrolünde Naomi Scott’ı pop yıldızı Skye Riley olarak izliyoruz. Rolün altından gayet de güzel kalkmış olduğunu söyleyebilirim. Film, çok beğendiğim bir sekansla açılıyor; devamında bu tempoyu sürdürmese de yakaladığı gerginliğin seviyesini sonuna kadar yukarıda tutmayı başarıyor ve 120 dakika boyunca hop oturup hop kalkıyoruz. Yerinde ve tadında jump scare (buna Türkçe karşılık bulmalıyız), çok sevdiğim bir şey. Bir an korkudan sıçrayıp ardından güvenli bir yerde olduğunu fark edip rahatlamak ve tüm bunların yarım saniyeye sığması harika. Bu katarsis anını sevmeyen birisi muhtemelen korku filmlerini de sevmiyordur diye düşünüyorum. Bu filmde de hem yaratıcı jump scare’lar izliyoruz hem de bir süre sonra filmin matematiğini çözüp “şimdi bir tane daha geliyor” demeden filmin sonuna kadar geliyoruz.
Film harika bir estetiğe sahip; bu konuda da yönetmen Parker Finn’in övülmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu noktada fikir birliği sağlanmayacaktır ancak ben ilk filmin üstüne çıkmayı başardığını düşünüyorum ve finalinden anladığım kadarıyla bir film daha izleyeceğiz. Filmin bittiği noktaya bakarsak ve bu filmin neredeyse ilk filmin kaldığı yerden devam ettiğini düşünürsek, gelecek olan film zor ancak altından kalkılırsa güzel bir konuya sahip olacak. Lakin bu noktada susuyorum ve sürprizbozan olmaması için ne olduğundan bahsetmiyorum.


