
İstanbul Boğazı’ndan Bir Tuhaf “Perili” Köşk Hikayesi: Cemil Molla Köşkü
Merhaba folklorik korkuya gönülden bağlı Korku101 okurları! Bugün sizlerle yepyeni bir şehir efsanesi paylaşmak için karşınızdayız. Rotamızı Anadolu’nun ücra köylerinden İstanbul Boğazı’nın en ihtişamlı noktalarından birine çeviriyoruz. Görkemli yalıların ve tarihi köşklerin sıralandığı Boğaz kıyısında halk arasında ürpertici söylentilerle anılan bir köşk var: Cemil Molla Köşkü. Kuzguncuk’ta bulunan ve dışarıdan bakıldığında geçmişin izlerini taşıyan bir bina olan bu yapı, etrafında şekillenen şehir efsanelerine göre bir takım hayalet hikâyelerinin ve tuhaf olayların da merkezi konumunda. Sitemizde şehir efsanelerine dair yazılardan birkaç tanesini bile okumuş olanların bildiği gibi, bir film veya başka türdeki bir kurmaca eserden sonra yapay bir şekilde oluşan anlatılardan ziyade, gerçekten şehir efsanesi denebilecek ve halk arasında yıllar boyunca sözlü şekilde yayılmış folklorik korku anlatılarını seviyoruz. Cemil Molla Köşkü de kesinlikle bunlardan biri. Gelin bu anlatıları birlikte inceleyelim.
Cemil Molla Köşkü’nün Tarihine Kısa Bir Bakış
Cemil Molla Köşkü, 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı İmparatorluğu’nun modernleşme çabalarının hız kazandığı dönemde inşa edilmiş seçkin bir yapı olarak dikkat çekiyor. Sahibi Cemil Molla ise dönemin önde gelen devlet adamlarından biriydi. Köşk, hem klasik Osmanlı mimarisini hem de Batı etkilerini bir arada barındıran eklektik tarzıyla adından söz ettiriyordu. Hatta, elektrik ve kalorifer gibi yenilikçi teknolojik unsurların ilk defa bu binada kullanıldığı bile söyleniyor. Böyle bir binanın, bulunduğu şehrin en meşhur binalarından biri olması da son derece doğal. Fakat binanın bu kadar meşhur olmasının tek sebebi ihtişamı ve zamanının ötesindeki teknolojisi değil. 1941 yılında Cemil Molla hayatını kaybetti. Vefatından bir süre sonra da ailesinin borçlarından dolayı köşke el konuldu. Zamanla kaderine terk edilen bu yapı, zaman içerisinde bakımsız kalıp çürümeye yüz tuttu. İşte tam da bu yalnızlık döneminde, köşk hakkında sıradışı söylentiler yükselmeye başladı…
Köşk Etrafındaki Paranormal Söylentiler
Köşk etrafındaki paranormal söylentiler. Aslında alışılageldik folklorik korku temalarını içeriyor. Popüler anlatılara göre, köşke devlet tarafından el konulduktan sonra başka bir varlıklı aile köşkü satın alıyor. Fakat köşkü satın alan ailenin başına kimilerine göre kaza, kimilerine göre daha büyük felaketler geliyor ve köşkü satmaktan başka çareleri kalmıyor.
90’lı yıllara kadar köşk harap bir halde varlığını sürdürüyor. Köşkü başka bir varlıklı aile satın alıyor. Köşk neredeyse tamamen çürümüş durumda olduğu için tadilata girişiyorlar. Fakat tadilatta görev alan işçiler duydukları sesler, gördükleri gölgeler ve yaşadıkları huzursuzluktan dolayı köşkü terk ediyor. Tadilat yarım yamalak bir şekilde tamamlansa da bu kez köşkte oturan aile de yine köşkün lanetinden payını alıyor. Aile içi huzursuzlukların başlamasının yanı sıra, yine söylentilere göre baba-oğulun arası bozuluyor, işleri kötü gidiyor ve çareyi köşkü terk etmekte buluyorlar. Köşk restore edilmesi için farklı yıllarda yapılan girişimlerde görev alan işçilerin köşkten gelen korkutucu seslerden, gizemli gölgelerden bahsettiği yine söylentiler arasında. Köşkün arka tarafında bulunduğu söylenen, Cemil Molla’nın da bir ferdi olduğu Üryanizade ailesinin mezarlığı da bu paranormal söylentileri tabii ki artırıyor.
Günümüzde köşk büyük bir holdinge ait ve koruma altında. İnternette yer alan son bilgilere göre ziyarete açık değil. Fakat önünden geçmek bile ihtişamını hissetmeye yetiyor. Restorasyonu da söylenenlerin aksine bitmiş durumda ve virane bir halde değil.
Cemil Molla Köşkü Hikayesini Farklı Yapan Ne?
Gördüğünüz gibi aslında bu tip hikayelerle haşır neşir olan insanların tamamen alışık olduğu anlatılarla karşı karşıyayız. Varlıklı bir kimsenin yaptırdığı köşk; köşkün bu kişinin vefatından sonra kimseye yar olmaması ve hem köşke yerleşmeye çalışanların hem de köşkte çalışanların huzurunun bozulması… Klasik bir huzursuz ruh fenomeniyle ve geçmişteki huzursuzluğun gün yüzüne çıkması hikayesiyle karşı karşıyayız. Fakat bu alışılageldik hikayeyi bizim için çok değerli yapan bir neden var: Servet karşısında biçim değiştiren folklorik korku.
Türkiye’deki en popüler folklorik korku öğesinin açık ara farkla cinler olduğunu söylemek mümkün. Bu öğe ile karşılaştığımız anlatıların ortak yönü ise genelde kentlerde değil kırsalda geçen olay örgüsü. Cin düğünü olarak bilinen ve birçok memoratta karşılaştığımız fenomen her zaman kırsalda geçer. Muhtemelen cin düğünü haricinde cin fenomenine en çok rastladığımız ikinci anlatı olan define vakaları da doğal olarak kırsalda geçer. Hamamlarda, sulak yerlerde geçen birçok memorat mevcut. Kısacası, cinler ve benzer folklorik korku öğelerinin merkezinde yattığı hikayeler, Cemil Molla köşküne coğrafi olarak da sınıfsal olarak da uygun değil. Tam da bu nedenle, bu köşkle ilgili anlatı da Anadolu coğrafyasında duymaya alışık olduğumuz hikayelerden oldukça farklı. Restorasyonda çalışan işçiler bir süre sonra bir şeyler tarafından rahatsız edildikleri için köşkten kaçıyor fakat hiç “ayakları ters kısa boylu bir varlık gördüm” bahsi geçmiyor, Ya da bir hayvan kılığına girmiş üç harflilerden bahsedilmiyor, buranın cinlerin uğrak yeri olduğuna dair herhangi bir anlatı da yok.
Sözün kısası, köşkün ihtişamı, temsil ettiği servet ve bulunduğu bölge folklorik korku anlatılarını net şekilde etkiliyor ve Türkiye’deki en “batılı” korku hikayelerinden birini ortaya çıkıyor.Köşke yerleşen zengin ailelerin huzur bulamayıp köşkten ayrılması, köşkün onlarca yıl boş kalması, işçilerin açıklamakta zorlandığı bir huzursuzluk… Karşımıza bambaşka bir hikaye çıkıyor. Böylece bu alışılmış korku hikayesinin de sonuna geldik. Bir dahakinde görüşmek üzere!



One Comment
Pingback: