
Yaratılan – İnsanla Davam Bitti
Çağan Irmak farklı filmler yapmayı deneyen bir yönetmen. Fakat izleyici tercihleri sebebiyle aynı formülle filmler çekiyor olmakla da suçlanıyor. Genel olarak “Babam ve Oğlum”, “Dedemin İnsanları” gibi filmleri ilk akla gelenler oluyor. Hatta sadece bunun üzerinden tanımlanmaya çalışılıyor fakat “Kabuslar Evi”, “Ulak”, “Karanlıktakiler” gibi yapımlara da imza attığını göz ardı etmemek gerekiyor. Haftada bir düzine büyülü cinli korku filmi çıkmasına karşın Çarşamba Karısı motifi üzerine “Kabuslar Evi: Çarşamba Karısı” bölümünün dışında ciddiye alınacak bir yapımla karşılaşmamış olmamızdan da dolayı kendisinin yeri bizde ayrıdır. Bu sebepten bir Frankenstein uyarlaması yapacağını duyduğumuzda heyecanlandık. Diziyi de çıkar çıkmaz bir solukta izleyip bitirdik. İkimiz de dizi hakkında yazmak istedik ve dedik ki neden ikimiz birden yazmıyoruz. Yazının devamında hem Furkan’ın hem de Levent’in Yaratılan hakkındaki yorumlarını okuyacaksınız.
Levent:
Bundan birkaç ay önce eşimin kuzenleriyle bizim evde otururken ailenin iki yaşındaki üyesi sıkıldı ve her çocuk gibi huysuzlanmaya başladı. Eşim onu kucağına aldı ve evi gezdirmeye başladı. Gezme sırası benim çalışma odama gelmişti ve ufaklık, kitaplıkta duran 3D yazıcı eseri Frankenstein canavarı büstünü kapıverdi. Annesinin “Korkarsın kızım bırak.” demesine cevaben “cici” diyerek büste şefkatle sarılması benim için çok ikonik bir andı. Eminim hikayeyi bilenler ne demek istediğimi anlamışlardır. Hikayenin bu yönü benim daha fazla dikkatimi çeken kısımdır. Hatta bir diğer bilim-kurgu şaheseri olan “Android’ler Elektrikli Koyun Düşler mi?” kitabı ve başyapıt film uyarlaması “Blade Runner” da beni bu noktadan yakalar.
“Yaratılan” bu meseleyi çok güzel bir şekilde ele alıyor. Sadece bu sorgulamanın üzerinde durmuyor ve günümüzde halen başımıza bela olan meseleleri de bu ana öykünün içine başarılı bir şekilde yediriyor. Hikaye canavarın birleştirilen değil de diriltilen bir varlık olmasıyla farklılaşıyor ve orijinal öyküye göz kırpsa da önemli değişiklikler yapıyor. Teknik anlamda da kaliteli bulduğumu söylemeliyim. Ziya ve babasının oyunculukları pek hoşuma gitmedi. Buna karşılık Erkan Kolçak Köstendil resmen şov yapmış. Yedinci bölümde kullanılan İngilizce şarkıyı duyunca da ne alaka demekten kendimi alamadım. Ancak genel atmosfer ve dekor çok başarılı. Çorbacının bulunduğu avlulu çarşıdan okula, sokaklardan Panayır’a dönem çok güzel yansıtılmış. Özellikle panayır bölümünün daha uzun olmasını isterdim. Oradaki oyunculuklar ve ortam gerçekten muazzamdı. Bunu dışında dizinin dili ve büyük büyük oynanması beni çok rahatsız etmedi. Fakat tercih edilmese daha iyi olabilirdi. Frankenstein eseri film uyarlamaları açısından maalesef çok iyi örneklere sahip değil. Bundan önce de aklıma kazının tek Frankenstein canavarı (Boris Karloff’u denklemin dışında tutarak) Penny Dreadfull dizisindeki rolüyle Rory Kinnear olmuştu.. Erkan Kolçak Köstendil’i ve canlandırdığı İhsan karakterini de yanına rahatlıkla yazarım. Çağan Irmak değişik şeyler denemesi açısından çok sevdiğim bir yönetmen ve Netflix Türkiye’ye yapılmış en iyi işlerden birini yapmış diyebilirim. Bunu korku türüyle de alakalı bir eserle yapmış olması benim gibi korku severler için daha da anlamlı. Özellikle Türk korku sineması dediğimiz anda “Yine mi cinli film?” cevabını duymayı kanıksadığımız bu dönemde “Yaratılan” tam bir korku dizisi olmasa da tür için çok değerli. Belki de başka işlerin yapılması anlamında da cesaret veren bir dizi olacaktır.

Furkan
Yaratılan, fragmanını ilk gördüğüm andan itibaren merakla beklediğim bir yapımdı. Çıktığı gibi de bitirdim diyebilirim. Dizinin ilk bölümünü izledikten sonra açıkçası kafamda bir takım soru işaretleri oluşmuştu. Özellikle ilk bölümde oyunculukları fazla tiyatral ve büyük buldum. Fakat zamanla dizinin atmosferi içine bu büyük oyunculuklar yedirilmiş. İlk iki bölümde göze batan bu noktalar üçüncü bölümden sonra rahatsız etmemeye hatta hoşuma gitmeye başladı.
Kafamda soru işareti oluşturan diğer bir nokta ise dizideki korku dozuydu. Özellikle üçüncü bölümden sonra korkunun biraz daha baskın gelmesini bekledim fakat dizi büyük oranda bilim-kurgu ile fantastik bir yapım arasında gidip gelmeye devam etti. Fakat bu konuda da beni memnun eden bir şeyi dizinin bölümlerini izlemeye devam ettikçe fark ettim. “Korku” kısmı sahne sahne kullanılmak yerine dizinin atmosferine yedirilmiş. İhsan’ı, onun yaşadıklarını ve insanların İhsan’ı gördüklerinde verdikleri tepkileri izlerken bir ürperti oluşmadığını söylemek zor. Belki ben kendimi ikna etmeye çalıştığım için böyle yorumladım fakat atmosfer genel olarak başarılı.
Dizi bir Frankenstein uyarlaması olarak ele alındığında da sağlam, elle tutulur bir görüntü çiziyor. İhsan’ın dirilmesinden sonra yaşadığı çaresizlik hali ve seçmediği bir hayatın içinde kendisini bulması son derece tatmin edici şekilde ele alınmış. Sadece bilincini tamamen kazanması bana bir tık hızlı geldi. Fakat sadece 8 bölümlük bir mini dizi olması bunun temel gerekçesi gibi duruyor. Dizi en azından 12 bölüm civarında olsaymış bu kısımlar da belki daha oturaklı şekilde işlenebiirdi.

Canavarın orijinal hikayedekinin aksine tek bir bedenden dirilen bir “hortlak” olması da Anadolu’daki korku öğelerini hikayeye çok başarılı şekilde katmış. İnsanların İhsan’ın dirilen halini görür görmez “hortlak” tepkisi vermesi de benim hoşuma gitti. Nesilden nesile aktarılmış folklorik korku öğelerinin korku senaryolarına nasıl işlenebileceğinin başarılı bir örneği olmuş.
Sonuç olarak Yaratılan birçok yönden başarılı ve kendisni sıkça tekrar eden yerli korku senaryolarına örnek olabilecek bir yapım. Eğer diziyi duyar duymaz heyecanlanan kesimdenseniz sizi kesinlikle hayal kırıklığına uğratmayacak hatta memnun edecek.


